Vodafone Red'in Desteklediği Filmekimi 13-17 Ekim Tarihlerinde Ankara'da

Haberin Tarihi : 10 Ekim 2017   |   Son Yenileme : 1 Ocak 1970

İstanbul Kültür Sanat Vakfı (İKSV) tarafından bu sene Vodafone Red desteğiyle düzenlenen 16. Filmekimi, 13-17 Ekim tarihlerinde Ankara'da olacak. Vodafone Red'liler, Filmekimi keyfini "1 Bilet Alana 1 Bilet Hediye" ayrıcalığıyla yaşayacak.

İstanbul Kültür Sanat Vakfı (İKSV) tarafından Vodafone Red desteğiyle düzenlenen Filmekimi, 2011 yılından bu yana İstanbul dışındaki sinemaseverlere de sonbaharın en güzel renklerini ve en iyi filmlerini ulaştırıyor. Filmekimi, 2017 sonbaharında yeniden Ankara'da. Filmekimi'nin Ankara'daki gösterimleri Kızılay Büyülü Fener Sineması'nda yapılacak.

Sinema keyfini Türkiye'nin farklı kentlerine taşıyan Filmekimi, 25 filmlik programıyla 13-17 Ekim tarihleri arasında Kızılay Büyülü Fener Sineması'nda iki salonda 11.00, 13.30, 16.00, 19.00 ve 21.15 seanslarında Ankaralı sinemaseverlerle buluşacak.

Filmekimi'nin Ankara programında, Cannes'da Altın Palmiye kazanan The Square'den, Jüri Büyük Ödülü dahil dört ödül kazanan, Fransa'nın Oscar adayı 120 BPM'ye; Juliette Binoche, Gérard Depardieu gibi isimlerin oyuncu kadrosunda yer aldığı Let The Sunshine In'den, The Lobster ile aklımızı alan Yorgos Lanthimos'un Cannes En İyi Senaryo ödüllü yeni filmi The Killing of A Sacred Deer'a, birçok sıra dışı yapım yer alıyor. Ayrıca Michael Haneke'nin Cannes Film Festivali'nde yer alan filmi Happy End veRobert Pattinson'ın müthiş performansıyla dikkat çeken, Safdie kardeşlerin son filmi Good Time gibi merakla beklenen birçok filmi izlemek de mümkün olacak. 16. Filmekimi, Ekim ayı boyunca İstanbul, Eskişehir, Ankara, Diyarbakır, İzmir ve bu yıl ilk kez Bodrum'da olacak.

FİLMEKİMİ'NİN ANKARA PROGRAMI

  • Kare / The Square / Ruben Östlund

Bir önceki filmi Force Majeure / Turist ile aile kurumunu eleştiren Ruben Östlund, Altın Palmiyeli yeni filmi The Square ile bu kez sanat dünyasını tiye alıyor. İsveç'in Oscar için aday adayı gösterdiği filmin yönetmeni Östlund'un "görselliği ve hikâyesiyle izleyiciyi kışkırtıp eğlendirecek zarif bir taşlama" olarak tanımladığı Kare, Cannes ana yarışma jüri başkanı Almodovar'a göre "siyaseten doğruluğun tahakkümünü" ele alıyor. Müzeler ve sergi alanlarının steril ortamını mekân alan Kare stilize görselliği, sivri yaklaşımı ve kavramsal sanatı ele alışıyla hem çok çarpıcı, hem de gerilimli. Ruben Östlund'un 2014'te yine Cannes'da Jüri Ödülü kazanan filmi Force Majeure de Türkiye prömiyerini Filmekimi'nde yapmıştı.

  • Soygun / Good Time / Josh ve Benny Safdie

Robert Pattinson'ın müthiş performansıyla dikkat çeken Soygun, Cannes'da Altın Palmiye için yarıştı. Hastaneden lunaparka, bakımevinden tefeciye, New York'un en tuhaf mekânlarında geçen, birbirinden acayip karakterlerle dolu Soygun, kara mizahtan da beslenen, son derece hareketli, nefes nefese bir suç fırtınası. Josh ve Benny Safdie kardeşlerin yönettiği, Benny Safdie'nin Robert Pattinson'la birlikte rol aldığı Soygun, hapisteki kardeşini kurtarmak için her yolu deneyen bir adamın çabalarını bitmek bilmeyen bir gece boyunca izliyor. Cannes'da Altın Palmiye için yarışan Good Time'da son zamanların en sempatik anti-kahramanını canlandıran Robert Pattinson'ın şaşkınlık verici dönüşümünü mutlaka izlemek gerek. 

  • You Were Never Really Here / Lynne Ramsey

Lynne Ramsey'nin Kevin Hakkında Konuşmalıyız'dan 6 yıl sonra çektiği You Were Never Really Here, Jonathan Ames'in öyküsünden beyazperdeye uyarlandı. Müziklerini Radiohead gitaristi Jonny Greenwood'un yaptığı, özellikle usta yönetmenliği, klasik anlatımı reddeden yaratıcı kurgusu ve karanlık atmosferiyle dikkat çeken film, küçük bir kızı seks tacirlerinin elinden kurtarmaya çalışırken her türlü şiddete başvurmaktan çekinmeyen bir tetikçiyi izliyor. Film, Cannes'da Lynne Ramsey'ye En İyi Senaryo ödülünü getirirken, Taxi Driver'daki Travis kadar unutulmaz bir anti-kahraman portresi çizen Joaquin Phoenix de En İyi Erkek Oyuncu ödülünü hakkıyla aldı. 

  • Kalp Atışı Dakikada 120 / 120 Battements Par Minute / 120 BPM / Robin Campillo

Robin Campillo'nun senaryosunu yazdığı, yönettiği ve kurgusunu üstlendiği Kalp Atışı Dakikada 120, Cannes'da dört ödül birden kazandı. Film, 1990'ların başında, AIDS'in hiç durmadan can aldığı umutsuz günlerde, toplumdaki umursamazlığa, tahammülsüzlüğe ve ayrımcılığa karşı eylemlerini yükselten Act Up Paris örgütünü ve eylemcilerini merkez altına alıyor. Cannes'da jüri başkanı Pedro Almodovar'ın gözyaşlarıyla en çok etkilendiği film olduğunu söylediği ve jüriden Büyük Ödül alan Kalp Atışı Dakikada 120, bunun yanı sıra Kuir Palmiye, FIPRESCI ve "dünyamızın gerçeklerini en iyi yansıtan" filme verilen François Chalais Ödüllerini de kazandı. Filmin oyuncu kadrosunda Nahuel Pérez Biscayart, Arnaud Valois ve Adèle Haenel yer alıyor. Yönetmen Robin Campillo'nun önceki filmi Eastern Boys / Doğulu Çocuklar, 2014 İstanbul Film Festivali'nde gösterilmişti. Kalp Atışı Dakikada 120, Fransa'nın Oscar adayı oldu.

  • Kutsal Geyiğin Ölümü / The Killing of A Sacred Deer / Yorgos Lanthimos

Köpekdişi ve The Lobster ile aklımızı alan Yorgos Lanthimos, suçluluk, vicdan ve öç alma kavramlarını tavizsiz bir sertlikle ele aldığı son filmi The Killing of A Sacred Deer ile seyirciyi yine garip bir oyuna davet ediyor. Başrollerini Colin Farrell ile Nicole Kidman'ın olağanüstü bir performans göstererek paylaştığı film, Cannes'da En İyi Senaryo ödülünü aldı. Hem izleyenleri hem eleştirmenleri ikiye bölen bu cüretkâr film, Lanthimos'tan beklenenleri fazlasıyla karşılıyor. 

  • Sevgisiz / Loveless / Nelyubov / Andrey Zvyagintsev

Cannes'da Jüri Ödülü kazanan Sevgisiz boşanma arifesinde çocuklarını gözden çıkaran çiftin hikâyesini anlatıyor. Günümüz Rus sinemasının büyük ustası Andrey Zvyagintsev, şiddetle, kavgayla ve sevgisizlikle yoğrulmuş, hayalleri kırılınca ağlamayı bile unutmuş Rus toplumunun portresini çiziyor. Zvyagintsev'in önceki filmleri Dönüş, Sürgün, Elena ve Leviathan Filmekimi ve İstanbul Film Festivali'nde gösterilmişti. Sevgisiz Rusya'nın Oscar adayı oldu.

  • Paramparça / Aus Dem Nichts / In the Fade / Fatih Akın

Cannes'da Diane Kruger'e En İyi Kadın Oyuncu ödülü kazandıran ve Almanya'nın bu yıl "Yabancı Dilde En İyi Film" kategorisinde Oscar aday adayı olarak gösterdiği In The Fade bir intikam ve vicdan hikâyesi. Filmin kahramanı, kocasını Hamburg'da terörist bir patlamada kaybeden, hakkını önce mahkemede, sonra da yollarda arayan Katja. 2011'de yabancı düşmanı neo Nazilerin işlediği cinayetlerden ve sonuçlanmayan soruşturma ve adli süreçlerden esinlenen Akın, filminin "evrensel yas tutma duygusu" hakkında olduğunu ve Katja karakterinin kendi alter-egosu olduğunu söylüyor. Paramparça, Almanya'nın Oscar adayı.

  • The Beguiled / Sofia Coppola

Colin Farrell, Kirsten Dunst, Nicole Kidman ve Elle Fanning'in başrollerini paylaştığı bu film, Cannes'da Sofia Coppola'ya En İyi Yönetmen ödülünü kazandırdı. Amerika İç Savaşı sırasında bir yatılı kızlar okulunda geçen gerilim, 1971 tarihli Don Siegel'ın yönettiği, Clint Eastwood'un başrolünde yer aldığı filmin yeniden çevrimi. Colin Farrel ve Nicole Kidman, Filmekimi'nde gösterilecek The Killing of A Sacred Deer / Kutsal Geyiğin Ölümü filminin de başrollerini üstleniyorlar.

  • Uysal Bir Ruh / A Gentle Creature / Krotkaya / Sergey Loznitsa

Dostoyevski'den esinlenerek büyük Rus filmleri geleneğini izleyen bir dram... Belgeselciliğiyle de nam yapan Ukraynalı usta yönetmen Sergey Loznitsa, müthiş bir sanat ve görüntü yönetimiyle, yozlaşmış, umudunu ve insanlığını yitirmiş bir doğu Avrupa ülkesinin kâbusunda dolanıyor. Adını Dostoyevski'nin "Uysal Kız" öyküsünden alan filmin başkahramanı, hapisteki kocasına yolladığı erzak paketi iade edilince teslimatı bizzat yapabilmek için yollara düşen ancak vardığı hapishanede de kocasının izini bulamayan bir kadın.

  • Beni Adınla Çağır / Call Me by Your Name / Luca Guadagnino

Yıl 1983, yer Kuzey İtalya... Tatilini ailesiyle birlikte geçiren genç bir delikanlı, güneş, yaz ve yazlık havası... Bu tatlı yaz kasabasında her yarın, bir düne benzemektedir. Ta ki ailenin arasına her şeyi değiştirecek bir yabancı karışıncaya kadar. İtalyan yönetmen Luca Guadagnino, James Ivory ile birlikte Andre Aciman'ın çok sevilen romanını beyazperdeye uyarlarken bütün maharetlerini benzersiz bir sinema duygusuyla bir araya getiriyor. Beni Adınla Çağır / Call Me By Your Name, her saniyesi üstün bir sinema aşkıyla örülmüş, temas ettiği tüm hisleri izleyiciye geçirmeyi başaran muazzam bir film. Şüphesiz yılın en iyilerinden.

  • Borg/McEnroe / Janus Metz

Spor dünyasının gelmiş geçmiş en büyük, en şiddetli rekabetlerinden biri beyazperdede: asabi, fevri, heyecanlı John McEnroe; duygudan arınmış zen sükunetiyle dikkat çeken İsveçli Bjorn Borg'a karşı. Toronto Film Festivali'nin açılış filmi Borg/McEnroe, "buz ile ateş" olarak adlandırılan tenis efsaneleri Borg ile McEnroe'nun 1980 Wimbledon'daki 20 dakika süren meşhur tie-break'li unutulmaz final maçına odaklanıyor. Ezeli rakiplerden McEnroe'yu Shia LaBeouf, Borg'u ise Sverrir Gudnason canlandırıyor. Borg/McEnroe, Armadillo adlı belgeseliyle 2010'da Cannes'da ödül kazanan Danimarkalı Januz Metz'in yönettiği ilk uzun metrajlı kurmaca film.

  • Deniz Kıyısındaki Ev / The House By The Sea / La Villa / Robert Guédiguian

Marsilya yakınlarında, denize nazır bir villa. Villanın sahibi yaşlı adam, ölüm döşeğindedir. Üç yetişkin çocuğu, son günlerinde adama eşlik etmek için villadadır: Angela, Joseph ve Armand, hayatta aldıkları farklı kararlar ve seçtikleri yolları babalarıyla birlikte değerlendirirlerken kıyıya yanaşan bir tekneden bir grup insan çıkar ve huzurlarını bozar. Yönetmen, senarist, yapımcı Robert Guédiguian'ın son filminde yine değişmez oyuncuları eşi Ariane Ascaride, Jean-Pierre Darroussin, Gérard Meylan, Robinson Stévenin de rol alıyor.

  • Derin Sular / Submergence / Wim Wenders

Büyük Alman sinemacı Wim Wenders'in merakla beklenen son filmi Derin Sular / Submergence, Somali'de kum çöllerinden Normandiya kumsallarına, derin denizin nefes kesen görüntüleri ile müthiş kadrosundan aldığı güçle çarpıcı bir seyirlik sunuyor. San Sebastian Film Festivali'nin açılış filmi olan Derin Sular / Submergence, Normandiya'da birbirine âşık olup tehlikeli görevler peşinde ülkeden ülkeye seyahat etmek zorunda kalan, ancak kader ve şartlar yüzünden bir türlü kavuşamayan bir hidrolik mühendisiyle bir biyo-matematikçinin romantik hikâyesini anlatıyor. Film, savaş muhabiri J.M. Ledgard'ın romanından beyazperdeye uyarlandı.

  • Djam / Tony Gatlif

Çingene dünyasını müzik yoluyla en iyi yansıtan yönetmen Tony Gatlif bu kez rembetikonun içli tınıları öncülüğünde İstanbul'dan Yunanistan'a uzanan müzikal bir yolculuğu anlatıyor. Filme adını veren Djam, yedek parça satın almak için Yunanistan'dan İstanbul'a gelen genç bir kadındır. Djam, insani yardım gönüllüsü olarak çalışan, parasız ve kimsesiz 18 yaşındaki Avril'i kanatlarının altına alır ve birlikte İstanbul'dan Midilli adasına doğru umut ve müzikle dolu bir yolculuğa çıkarlar. Djam'in müzikleri için Cümbüş Cemaat'ten Cem Köklükaya, Baba Zula'dan Melike Şahin, Dalganabak'tan Ozan Tura, Ozan Çoban, Onur Yusufoğlu, Burhan Hasdemir ile Yunan müzisyenler işbirliği yaptı.

  • Fortunata / Sergio Castellitto

Adının anlamı "şanslı" belki ama yıkıcı evliliğinin enkazından sağ kurtulmaya çabalayan bir kadın Fortunata. Bir kuaför açmak için olanca gücüyle çalışıyor, bu esnada da sadece küçük kızı elinden tutuyor. Tek bir amacı var; yoluna taş koymaya bir hayli hevesli erkeklerle dolu bu büyük şehirde kendini özgür kılıp, hayata karşı dimdik durmak... Bugün değilse bile yarın, kendi varlığı dışında hiç kimseyi umursamadan mutlu olmak... Sergio Castellitto'nun Fortunata'sı Roma'nın arka sokaklarında güçlü bir kadının fırtınasından doğan, delişmenliğiyle Fellini tonlarına çalan bazen eğlenceli bazen de can yakıcı bir film.

  • Foxtrot / Samuel Maoz

İsrailli yönetmen Samuel Maoz'un 2009 yapımı savaş karşıtı Lebanon / Lübnan'dan bu yana çektiği ilk film olan Foxtrot, dünya prömiyerini henüz tamamlanan Venedik ve ardından Toronto film festivallerinde yaptı. Film, askerdeki oğlunun ölüm haberini alan bir babanın yas sürecinde akrabalar ve ordu yetkililerinden bunalarak bir öfke nöbetine tutulması ile başlıyor ve sürprizlerle ilerliyor. Yazgı kavramını farklı yönlerden sorgulayan filmin başrolündeki Lior Ashkenazi, 2016'da İstanbul Film Festivali Altın Lale jürisinde yer almıştı. Foxtrot, Venedik Film Festivali'nde Büyük Jüri Ödülü'nü kazandı ve İsrail'in Oscar adayı oldu.

  • Hakaret / The Insult / L'insulte / Ziad Doueiri

Sıradan bir hakaret milli bir krize nasıl dönüşür? İlk gösterimini Venedik Film Festivali'nde yapan ve burada başrolündeki Kamel El Basha'ya En İyi Erkek Oyuncu Ödülü'nü kazandıran Hakaret, Lübnan'da siyasetten yargı sistemine uzanan ve derin bir toplumsal eleştiri getiren bir dram. Hakaret / The Insult / L'insulte'de Lübnanlı Hıristiyan Tony ile Filistinli inşaat ustası Yaser (El Basha) bir tamirat yüzünden kavgaya tutuşuyor. Tony, Yaser'e hakaret edince Yaser bir yumrukla karşılık veriyor; mesele mahkemeye düşünce bütün ülke ayağa kalkıyor. Hakaret, Lübnan'ın Oscar adayı olarak seçildi.

  • İçimdeki Güneş / Let The Sunshine In / Claire Denis

Juliette Binoche'a uzun zamandır oynadığı en güzel rolü veren Claire Denis'nin son filmi, boşanmış, tek çocuklu bir kadının "gerçek" aşk arayışını ironik bir dille anlatıyor. İçimdeki Güneş / Let The Sunshine In'deBinoche'un canlandırdığı Isabelle, 50'li yaşlarını süren, duygularının hayatını yönlendirmesine izin veren, mutsuz ve kararsız bir sanatçıdır. Tanıştığı birkaç erkekle ilişki kurmayı dener, ancak bu adamların uyumsuzlukları, iletişim kazaları, tuhaf ve hatta komik durumlar onu yıldırır. Günümüz dünyası ve ilişkilerinin zorluğuna mizahi bir yolla eğilen film, Cannes'da Yönetmenlerin 15 Günü bölümünden büyük ödülle döndü.

  • Lucky / John Carroll Lynch

Paris, Texas'tan Inland Empire'a 200'e yakın filmde rol alan ve bu yıl 90. yaşgününü kutlayan benzersiz karakter oyuncusu Harry Dean Stanton'ın başrolü üstlendiği bu bağımsız Amerikan filminin kahramanı çölde bir kasabada yaşayan Lucky. Sabahları güne yoga ve kahvaltıyla başlayan, ilerleyen yaşına rağmen ne sağlık ne de genel olarak hayata dair herhangi bir sorunla karşılaşmayan Lucky, bir ateisttir. Derken bir gün, bu "talihli günlerinin" de sona erebileceği aklına takılır ve Lucky'nin "aydınlanma" yolculuğu başlar. Dünya prömiyerini South by Southwest Film Festivali'nde yapan Lucky, David Lynch'in de dahil olduğu güçlü oyuncu kadrosu ile dikkat çekiyor. Harry Dean Stanton ne yazık ki birkaç gün önce hayatını kaybetti.

  • Velayet / Custody / Xavier Legrand

Venedik ve Toronto film festivallerinde yarışan, Xavier Legrand'ın ilk uzun metrajlı filmi Velayet, annesiyle babası henüz boşanmış olan bir çocuğu gözlemliyor. Ortak vesayet altındaki Julien, annesinin şiddete meyilli olarak yansıttığı babasıyla aşırı korumacı annesi arasında kalınca durumu kontrol altına almaya karar verir. Gerçekçilik, toplumsal dram, gerilim ve aile dramı gibi farklı türlere göndermelerle izleyicinin ilgisini hep yüksek tutan Velayet, ilk gösterimini henüz tamamlanan Venedik Film Festivali'nde yaptı ve hem Geleceğin Aslanı hem de Gümüş Aslan En İyi Yönetmen ödüllerini kazandı.

  • Üç Billboard Ebbing Çıkışı, Missouri / Three Billboards Outside Ebbing, Missouri / Martin McDonagh

Amerikan bağımsız sinemasının en güçlü kalemlerinden, klasikleşen In Bruges'ün yönetmeni Martin McDonagh, Seven Psychopaths'ten sonra uzun zamandır beklenen yeni filmiyle geri dönüyor. McDonagh'ın ilk gösterimini Eylül'de Venedik, ardından Toronto film festivallerinde yapan filmi, kızı bir süre önce evlerine yakın bir yerde tecavüz edilerek katledilen bir anneyi gözlemliyor. Milfred rolündeki Frances McDormand'ın muazzam performansı, son derece güçlü oyuncu kadrosuyla, kalıpların dışına çıkıp kendi savaşını kendi yöntemleriyle veren güçlü kadınlara adanmış bir ağıt. Üç Billboard Ebbing Çıkışı, Missouri, Toronto Film Festivali'nde Halkın Seçimi ödülünü kazandı.

  • Thelma / Joachim Trier

Norveç'in en önemli sinemacılarından Joachim Trier Thelma'da gerçeklikten bir nebze uzaklaşıyor ve âşık olunca doğaüstü güçlere kavuşan bir genç kızın hikâyesini beyazperdeye aktarıyor. 1980'lerin Japon animeleri, Stephen King romanları ve synthesizer müziklerinden ilham alan filme adını veren Thelma, kasabadaki hayatını ve dindar ailesini geride bırakarak Oslo'ya, üniversitede biyoloji okumaya giden çekingen bir kızdır. Burada, güzel sınıf arkadaşı Anja'ya âşık olur, ancak bu durum Thelma'ya fazla ağır gelir. İstanbul Film Festivali'nde Altın Lale kazanan Reprise / Tekrar ve Oslo, 31 Ağustos filmleriyle tanıdığımız Joachim Trier'in özel efektlerden destek alan ve Norveç'in Oscar adayı seçilen filmi Thelma, uluslararası prömiyerini Toronto Film Festivali'nde yaptı.

  • The Party / Sally Potter

Muazzam bir oyuncu kadrosuyla yola çıkan Sally Potter, izleyicilerini az sonra patlayacak bir bombanın geri sayımıyla diken üstünde tutan bir vodville karşımızda. Janet, İngiltere'nin gölge kabinesinde bir bakan olarak atanarak politik kariyerinin zirvesine ulaşmıştır. Kocası Bill'le birlikte yakın arkadaşlarını çağıracakları bir kutlama hazırlığı yapmışlardır. Konuklar yavaş yavaş davete icabet ederlerken, bu partinin az sonra Bill'in yapacağı şok açıklamalarla başka bir boyut kazanacağının farkında değildirler. The Party, İngiltere'deki politik tufanı bir kahkaha tufanına dönüştürürken sivri dilini kullanmaktan bir an olsun geri durmuyor.

  • Son Tatil / The Leisure Seeker / Paolo Virzi

Filmekimi'nde önceki yıllarda Human Capital / İnsan Sermayesi ve Like Crazy / Deli Dolu ile yüreklerimizi ısıtan İtalyan yönetmen Paolo Virzi, bu kez yaşlı bir çiftin peşinde yollara düşüyor, dünyadan ve hayattan zevk almak için aslında ne kadar azla yetinebileceğimizi anlatıyor. Virzi'nin tabiriyle "bir şarkı kadar sade, komik ve hüzünlü, biraz çatlak ama mutluluk veren bir özgürlük filmi" Kanadalı efsane oyuncu Donald Sutherland ile Oscar'lı efsane Helen Mirren'a yeniden hayran kalmak için birebir.

  • Muhteşem Kadın / A Fantastic Woman / Una Mujer Fantástıca / Sebastián Lelio

Filmekimi'nde gösterilen önceki filmi Gloria ile uluslararası alanda büyük başarı elde eden Sebastian Lelio, merakla beklenen yeni filmiyle karşımızda! Muhteşem Kadın'ın odağında kendinden yaşça büyük sevgilisini kaybeden trans kadın Marina var. Marina'nın sırtında ise veda edilen büyük aşkın yüzleşmesi güç tortusu, geride ve yalnız kalmışlığın ağırlığı ve kendisini dışlayan, hırpalayan bir toplumun karanlık yüzü... Yönetmen Lelio, başrolünde trans oyuncu Daniela Vega'nın harikalar yarattığı yeni filminde Şili'de bir trans birey olarak dünyaya var gücüyle göğüs germenin duygu dolu öyküsünü, bitmiş bir aşkı ve mutluluk hayallerini fon alarak anlatıyor.

Ayrıntılı bilgi için: filmekimi.iksv.org

Filmekimi'ni sosyal medyada takip etmek için:

facebook.com/filmekimi

twitter.com/filmekimi_iksv

instagram.com/filmekimi

#filmekimdebaşlar

#filmekimi17

Bültenin Devamını Oku

İlgili Görseller

Seçilenleri Bilgisayara İndir Seçilenleri Sepete Ekle