Engin Aksoy

Engin Aksoy

CEO, Vodafone Türkiye

  • Yazılarım
  • Videolarım
  • Röportajlarım
  • Hakkımda

9 dakika

16 Temmuz 2026

Bugünün Hammaddesi: Veri

Yazılarım

Napolyon gerçekten “para, para, para” dedi mi bilmiyorum; ama bugün yaşasa muhtemelen şöyle derdi: “veri, veri, veri.”

Çünkü artık sadece teknoloji şirketlerinin değil, neredeyse bütün ekonominin ortak hammaddesi veri. Nasıl üretim süreçlerini, müşteri deneyimini, sağlık hizmetlerini, şehirleri ve enerji kullanımını dönüştürdüğünü her geçen gün daha net görüyoruz.

Bu yazıda verinin neden çağımızın en stratejik kaynaklarından biri haline geldiğini, şirketler ve toplum için nasıl değer ürettiğini ve insanla teknolojinin birlikte çalıştığı yerde nasıl daha güçlü sonuçlar ortaya çıktığını ele almaya çalıştım.

Ünlü tarihçi Yuval Noah Harari, Homo Deus: Yarının Kısa Bir Tarihi kitabında gelecekte dünyaya damga vurabilecek “dataizm” kavramından söz ediyor. Harari’nin çerçevesi, insan dahil tüm organizmaların bir anlamda veri işleyen sistemler olarak da okunabileceği fikrine dayanıyor; yeterince biyometrik veri ve yeterli işlem gücüyle teknolojinin bizi, kimi durumlarda bizim kendimizi anladığımızdan daha iyi analiz edebileceği ihtimalini tartışmaya açıyor. Harari’nin bu yaklaşımını tüm sonuçlarıyla paylaşmak zorunda değiliz; ancak veri biliminin ve hesaplama gücünün geldiği noktayı çarpıcı biçimde göstermesi bakımından önemli buluyorum.

Çağımızın petrolü mü?

Dijital ekonomide üretilen veri miktarı artık sadece büyümüyor; katlanarak çoğalıyor. Bazı çalışmalara göre, dünyadaki veri hacmi 2025 itibarıyla yaklaşık 175 zetabayta ulaştı.

Bugün gelinen noktada, verinin miktarının ötesinde niteliksel bir dönüşüm yaşanıyor: üretken yapay zekâ, daha yoğun dijital kullanım ve daha “yüksek değerli” veri türleri, verinin ekonomik etkisini yeni bir evreye taşıyor.

Bu yüzden veri için yapılan “yeni petrol” benzetmesi bir yere kadar anlamlı olsa da bana eksik geliyor. Petrol çıkarıldıkça tükenen, veri ise kullanıldıkça çoğalabilen bir kaynak. Üstelik çoğu zaman tek bir kullanım alanıyla sınırlı da değil; aynı veri seti operasyonel verimlilikten müşteri deneyimine, risk yönetiminden yeni ürün tasarımına kadar birçok alanda değer üretebiliyor. Bu nedenle veriyi, petrol kadar stratejik ama onun aksine daha çok yenilenebilir bir enerji kaynağına benzetmek bence daha doğru.

Türü ve toplanma biçimi farklılaşan veriler, şirketlere bugün çok çeşitli şekillerde değer sağlıyor. Geçmişe dair kayıtlar, geleceğe dair tahminleri güçlendiriyor; davranış örüntüleri, kişiselleştirilmiş hizmetleri mümkün kılıyor; gerçek zamanlı veriler ise sistemlerin daha hızlı ve daha isabetli karar almasına yardımcı oluyor. Veri artık sadece raporlama için tutulan bir çıktı değil; karar alma süreçlerinin merkezindeki bir altyapı katmanı.

Bunu teknoloji devlerinde çok net görüyoruz. Örneğin Google’ın çatı şirketi Alphabet, 2025 yılında ilk kez 400 milyar doların üzerinde yıllık gelire ulaştı. Şirket aynı dönemde 325 milyonun üzerinde ücretli tüketici aboneliğine ve 750 milyonun üzerinde aylık aktif Gemini kullanıcısına ulaştığını açıkladı.2 Google Services gelirlerinin büyümesi hâlâ arama, YouTube ve abonelik ekosistemi üzerinden geliyor; ancak artık mesele yalnızca reklam hedefleme değil, veriyle beslenen arama, video, bulut ve yapay zekâ ürünlerini aynı anda ölçekleyebilmek.

Uber tarafında da benzer bir tablo var. Şirket birkaç yıl önce daha çok “büyüyor ama para kazanamıyor” anlatısıyla gündeme gelirken, bugün çok daha farklı bir noktada. Uber, 2025 yılını 193 milyar dolar brüt rezervasyon ve 10 milyar dolar serbest nakit akışı ile kapattığını; platformunda 200 milyonun üzerinde aylık aktif kullanıcı bulunduğunu ve bu kullanıcıların günde 40 milyondan fazla yolculuk gerçekleştirdiğini açıkladı. Bu ölçek sadece bir mobil uygulama başarısı değil; sürücüler, yolcular, teslimatlar, rotalar, fiyatlama dinamikleri ve talep yoğunluğu hakkında sürekli beslenen devasa bir veri motoru anlamına geliyor.

Tesla ise verinin şirket değerlemesi ve gelecek anlatısı üzerindeki etkisini gösteren en dikkat çekici örneklerden biri olmayı sürdürüyor. Şirket son dönemde kendisini daha açık biçimde bir otomotiv üreticisinden ziyade “physical AI” odağında konumlandırıyor; FSD (Supervised) kabiliyetlerindeki ilerleme, robotaxi hizmetinin lansmanı ve AI eğitim altyapısına yaptığı yatırımları özellikle öne çıkarıyor. Bu da bize şunu söylüyor: Tesla’nın hikâyesi artık yalnızca elektrikli araç satmak değil; araç filosundan toplanan sürüş verilerini otonomi, yazılım ve yapay zekâ kapasitesine dönüştürmek.

Veri bugün artık yalnızca teknoloji şirketlerinin meselesi değil. Üretimden lojistiğe, finanstan sağlığa, telekomdan otomotive kadar her sektörde veri, rekabet gücünün en önemli girdilerinden biri haline geliyor. Özellikle IoT, analitik, yapay zekâ ve makine öğrenmesi tarafındaki ilerlemeler sayesinde, çok büyük veri yığınlarından daha hızlı içgörü çıkarmak ve bazı kararları otomatikleştirmek mümkün hale geliyor. McKinsey’nin öngörüsüne göre IoT’nin 2030 yılına kadar yaratabileceği potansiyel ekonomik değer 5,5 trilyon ile 12,6 trilyon dolar arasında olabilir.

Şirketler için değer üretmek

Veri, şirketlerin hem müşteriye dönük ürün ve hizmetlerini hem de kendi iç süreçlerini iyileştirmede kritik bir rol oynuyor. Bu, yalnızca daha fazla satış yapmak ya da maliyet düşürmek anlamına gelmiyor; aynı zamanda daha doğru öngörüler üretmek, daha akıcı deneyimler tasarlamak ve kaynakları daha verimli kullanmak anlamına geliyor.

Bizim açımızdan veri, yalnızca müşteri etkileşimini ölçen bir unsur değil; karar alma süreçlerimizi, müşteri deneyimini ve yeni iş alanlarımızı besleyen stratejik bir girdi. Teklif ve kanal optimizasyonundan şebeke yönetimine, operasyonel verimlilikten yapay zekâ destekli müşteri hizmetlerine kadar birçok alanda veriden yararlanıyoruz.

Bizi veri ekonomisinde ayrıştıran önemli alanlardan biri ise IoT tarafındaki gücümüz. Grup olarak bugün çok geniş bir uluslararası ölçekte faaliyet gösteriyor; özellikle IoT alanında sahip olduğumuz erişim, veriyi sadece kullanan değil, aynı zamanda sahadan toplayan, taşıyan ve anlamlandıran bir oyuncu olmamızı sağlıyor. Sağlıktan lojistiğe, üretimden mobiliteye kadar birçok sektörde sensörler ve bağlantılı cihazlar üzerinden oluşan verinin gerçek zamanlı içgörüye dönüşmesine katkı sunuyoruz.

Vodafone Türkiye olarak da “veri değer zincirinin” her aşamasında varız. Veri merkezlerimizi bir yandan geleceğin teknolojileriyle güçlendirirken, diğer yandan yeni yatırımlarla büyütmeye devam ediyoruz. DAMAC Digital ortaklığıyla İzmir’de kurduğumuz ve toplam 150 milyon dolar yatırım tutarına ulaşacak veri merkezimizi çok yakında açmayı planlıyoruz. Ayrıca Ankara Pursaklar’da bulunan mevcut veri merkezimizin kapasitesini de 18 milyon avroluk yeni yatırımla kayda değer ölçüde artırıyoruz. Veri merkezlerimizde yapay zekâ uygulamalarına özel tasarlanmış ve yeni nesil GPU teknolojileri barındıran bulut temelli platformumuz sayesinde hem geleneksel hem de üretken yapay zekâ modellerini güvenli bir şekilde çalıştırabiliyoruz.  Kurumsal müşterilerimizin verilerini de saklamanın ötesinde gerçek zamanlı analiz ederek operasyonları optimize ediyor, karar alma süreçlerini hızlandırıyor ve manuel müdahaleleri azaltıyoruz. Bugün altyapılarımızda her ay 100 Petabyte’ın üzerinde veri işliyoruz. Bu ölçek; milyonlarca işlemin, binlerce uygulamanın ve sayısız sinyalin gerçek zamanlı analiz edilmesi anlamına geliyor.

İnsan ve teknoloji birlikte

Bugün gündelik hayatımızı kolaylaştıran uygulamaların çoğunun temelinde veriyle çalışan algoritmalar var. Kişisel asistanlardan navigasyona, egzersiz uygulamalarından sağlık takibine kadar birçok servis, bizden topladığı veriyi analiz ederek daha kişiselleştirilmiş öneriler sunuyor. Burada asıl kritik soru, bu sistemlerin insanı ikame edip etmeyeceği değil; insanın kapasitesini nasıl tamamlayacağı.

Ben bu noktada, Harari’nin daha distopik yorumlarından ayrılıyorum. Veriye dayalı algoritmaların uzun vadede en değerli rolünün, insanı devre dışı bırakmak değil; insanın karar alma, yaratıcılık ve empati gibi güçlü yönlerini desteklemek olduğuna inanıyorum. Sağlıkta tanı doğruluğunu artıran, müşteri deneyiminde ihtiyaçları daha hızlı anlayan, enerji ve ulaşımda kaynak kullanımını optimize eden sistemler bunun işaretlerini şimdiden veriyor.

Uzun lafın kısası: Veri artık yalnızca teknoloji dünyasının teknik bir konusu değil. Ekonominin, refahın ve sosyal kalkınmanın ana hammaddelerinden biri. Veriyi doğru toplayan, anlamlandıran, etik ve güvenli biçimde kullanan kurumlar sadece daha verimli değil; daha dayanıklı, daha çevik ve daha anlamlı bir gelecek kurma konusunda da daha avantajlı olacak.

PAYLAŞ
Engin Aksoy

Engin Aksoy

CEO, Vodafone Türkiye

Linkedin

Medya Merkezi'ne dön

© 2026 Engin Aksoy. Tüm hakları saklıdır.