Liderlik
17 Ağustos 2026
Hayattan Sonra Hayata İnanıyor Musunuz? Veya Yüzyıllık bir Ömre Tek Bir Hayat Yeter mi?
Christopher Nolan'ın Odysseia uyarlaması, yaklaşık üç bin yıldır anlatılan bir yolculuğu yeniden gündemimize taşıdı. Odysseia'nın hikâyesi, tarihsel gerçeklerle mitolojinin birbirine karıştığı Geç Tunç Çağı'nda, yaklaşık MÖ 1200'lerde geçiyor. Destan ise yüzyıllar boyunca anlatıla anlatıla bugünkü biçimine ulaşıyor.
Odysseus, hiç ayrılmak istemediği, ayrıldıktan sonra da dönmeyi en büyük yaşam gayesine dönüştürdüğü İthaka’sından, yani evinden 20 yıl boyunca uzak kaldı. Bu 20 yılın ömrünün yüzde kaçına karşılık geldiğini bilmiyoruz. Ama kısa ve kırılgan hayatların hâkim olduğu bir dünyada yirmi yılın, bugün hissettiğimizden çok daha büyük bir ağırlık taşıdığını tahmin edebiliriz. Çünkü insanlık tarihinin büyük bölümü kısa hayatların tarihiydi.
Premodern toplumlarda doğumda yaşam beklentisinin yaklaşık 30 yıl civarında olduğu tahmin ediliyor. 1900'de dünyada ortalama yaşam beklentisi 32 yıldı. 2023'te ise 73 yıla ulaştı. Elbette bu değişimde çocuk ölümlerindeki büyük düşüşün payı önemli. Ama dönüşüm bundan ibaret değil; insanlar artık hayatın hemen her aşamasında daha uzun yaşıyor.
Odysseus'un zorluklar ve metaforlarla yüklü hikâyesinde nihai amaç başlangıç noktası olan “eve” dönebilmekti. Bizim çağımızda ise artık tek bir amaç, tek bir İthaka yeterli değil gibi görünüyor. Bizim uzun hayatlarımız yeni İthaka’lar bulmayı ve birkaç kez başa dönüp tekrar tekrar yola çıkmayı gerektiriyor.
Lynda Gratton ve Andrew Scott'ın “The 100-Year Life” kitabı tam da bu nedenle ilgimi çekti. Kitabın çıkış noktası oldukça güçlü: Daha uzun hayatlar, yalnızca daha fazla zamana sahip olmak değil; kendimizi, kariyerimizi ve hayatımıza verdiğimiz anlamı birkaç kez yeniden kurma sorumluluğunu da üstlenmek demek.
Yıllarca hayatı belirli aşamalardan oluşan bir yolculuk olarak gördük. Önce eğitim, sonra çalışma hayatı, ardından emeklilik. Bugün ise bu sınırlar eskisi kadar net görünmüyor. “Öğrenmenin yaşı yok” sözünü belki biraz genişletmenin zamanı geldi: Kariyer değiştirmenin de yeniden öğrenci olmanın da yaşı yok. Yeni bir beceri kazanmak, farklı bir uzmanlık alanına yönelmek ya da yıllardır yaptığınız bir işi başka bir gözle yeniden değerlendirmek birçok alanda yeni normal hâline geliyor.
Son yıllarda bunun birçok örneğini de görüyorum. Kariyerinin belirli bir noktasına gelmiş, önemli deneyimler kazanmış insanların yeniden öğrenci olmayı seçtiğine tanık oluyorum. Kimi yeni teknolojileri anlamak için eğitimlere katılıyor, kimi yıllardır çalıştığı alanın dışına çıkıp farklı bir uzmanlık geliştiriyor, kimi ise kariyerinde tamamen yeni bir sayfa açıyor.
Açıkçası beni etkileyen şey, ne kadar bildikleri değil. Hâlâ öğrenmeye ne kadar istekli oldukları. Bu noktada aklıma yine Antik Yunan mitolojisinden Sisifos geliyor. Tanrıların gazabına uğrayan Sisifos ceza olarak bir kayayı tepeye taşır; tepeye ulaştığında kaya her defasında aşağı yuvarlanır ve aynı çaba en başından yeniden başlar. Albert Camus bu miti, insanın anlam arayışının “absürtlüğünü” ortaya koymak için kullanır.
Bizler içine doğduğumuz dünyanın dinamiklerine ve öğretilerine uygun olarak çalışma hayatını “bir kerelik” tekdüze bir tırmanış gibi düşündük: Eğitim, kariyer, emeklilik. Sanki taşınacağı belli olan tek bir kaya, çıkılacak tek bir tepe ve sonunda tamamlanacak tek bir görev vardı. Ancak, şimdi fark ediyoruz ki kaderimiz Sisifos’unkinden çok farklı değil. Yani, yukarı taşıdığımız kayalar yere yuvarlanıyor ve biz de en başa dönüp yeni bir kaya bulup yeniden yukarı taşımak durumundayız.
Elbette arada önemli bir fark var. Sisifos'un kayası bir cezaydı. Biz ise hayatımızı bitirilmesi gereken bir görev ya da taşınması gereken bir yük olarak görmek zorunda değiliz (görmemeliyiz). Daha uzun ve sağlıklı yaşama imkânı herkese eşit ölçüde sunulmasa da insanlığın kazandığı ilave yıllar büyük bir imkân. Bu imkân, ancak ona anlam vermek için aktif bir çaba gösterdiğimizde gerçekten bir hediyeye dönüşebilir.
Belki de bu yüzden yüz yıllık bir hayatın en önemli sorusu, ne kadar uzun çalışacağımız değil; farklı dönemlerinde ne için çalışacağımızdır. Bir dönem deneyimin en büyük avantajımız olduğunu düşünürdük. Bugün ise deneyimin yanında başka bir şeye daha ihtiyaç duyuyoruz: Merak duygusunu koruyabilmeye.
Dönüşen teknolojiler hayatımızı ve iş yapış biçimlerimizi yeniden şekillendiriyor; mekanik ve tekrarlayan işleri de giderek daha fazla üstleniyor. Bu değişim karşısında hepimiz zaman zaman yeniden başlangıç noktasına dönüyoruz: Yeni bir teknolojiyi öğrenirken, farklı bir alana geçerken ya da sahip olduğumuz bazı alışkanlıkları sorgularken.
Mesele sadece iş hayatı değil. Bu dönüşüm bize de birkaç yeni soru bırakıyor: Eğer zamanı farklı kullanma imkânımız olursa, onu neye ayıracağız? Daha çok çalışmaya mı? Daha çok üretmeye mi? Yoksa bugüne kadar ertelediğimiz meraklarımızın peşinden gitmeye, yeni şeyler öğrenmeye, farklı deneyimler yaşamaya ve potansiyelimizi daha fazla gerçekleştirmeye mi?
Yeniden başlamayı zorlaştıran şey bilinmezlik değil. Kendimizi belirli bir kimlikle tanımlamış olmamız. Bu yüzden yeniden başlamak çoğu zaman yeni bir şey öğrenmekten çok, kendimize yeni bir ihtimal tanımak anlamına geliyor. Gelecekte fark yaratacak olan da tam olarak bu olabilir. Bugüne kadar yaptıklarımızla gurur duymak ama onlara sıkışıp kalmamak. Deneyim sahibi olmak ama merakı kaybetmemek. Hayatı tek bir kariyer ya da tek bir kimlik üzerinden değil, farklı dönemleriyle birlikte düşünebilmek. Önümüzde belki de her zamankinden de daha uzun bir hayat var. Bu da bize sadece daha fazla yıl değil, daha fazla ihtimal sunuyor.
Konstantinos Kavafis'in Oddyseus’un yolculuğuna atfen yazdığı İthaka şiirinin şu başlangıç dizeleri tam da bu noktada yolculuğun değerini hatırlatıyor:
“İthaka'ya doğru yola çıktığın zaman,
dile ki uzun sürsün yolculuğun,
serüven dolu, bilgi dolu olsun.”*
İthaka önemlidir, çünkü insanı yola çıkarır. Fakat bizi zenginleştiren yalnızca varacağımız yer değil; yol boyunca öğrendiklerimiz, karşılaştıklarımız ve dönüştüğümüz kişidir. Belki de yüz yıllık bir hayatın sunduğu en büyük imkân da budur: Tek bir yolculuğu uzatmak değil, hayatın farklı dönemlerinde yeni İthakalar seçebilmek.
Odysseus'un hikâyesinde bütün yollar eve çıkıyordu. Bizim hikâyemizde ise eve dönüş kadar, yeniden yola çıkma cesareti de önemli olabilir. Belki de hayattan sonraki hayat sandığımız kadar uzakta değildir. Bazen yeni bir şey öğrenme kararında, bazen alıştığımız bir kimliğin dışına çıkmakta, bazen de her şeye yeniden başlama cesaretinde saklıdır.
O hâlde asıl soru kaç yıl yaşayacağımız değil: O yılların içine kaç anlamlı hayat sığdırabileceğimiz.
*Çeviri: Cevat Çapan